7 Şubat 2017 Salı

Burçak Bingöl/Burcak Bingol "The Fall II"

The Fall II”

2015’te üretilmiş olan ‘The Fall II’ çalışması Volta NY’ta 2015 yılında gerçekleştirdiği kişisel sergisinde yer almıştır.
Sergi metninde Bingöl’ün çalışmaları için “görünüşte birbirinden ayrı olan kavramlar arasındaki sınırları bulanıklaştırarak aidiyet, kültür, kimlik, dekorasyon ve üretim kavramlarını sorguladığı” ifade edilmektedir. Aynı metinde Bingöl’ün sergisinin temellendiği; “Dekorasyon nesnesi nedir? Yineleme nedir? Bir nesne hangi aşamada kendiliğinden oluşmaya başlar? İşlevsel nesneleri nerede buluruz?” sorularına yer verilmiştir. Sergi metni okuyucuya ve izleyiciye, “Burçak Bingöl'ün eserlerinin kalbinde, görüntüleme ve bunun sonucunda ortaya çıkan seyirden beklediğimiz şeylerin kalbine gitmek için materyallerin ve nesnelerin sürekli olarak yeniden çalışması var. Aynı kapsayıcı projenin ilk iki bileşeni olarak nitelendirilebilen şey üzerine inşa edilen Bingöl'ün Volta'da çıkardığı üçüncü bölümde, gerçeğe ve gerçek arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran nesneler, dokümantasyon ve görsel öğelerden oluşan, yıkılmış bir müze olduğu” bildirilmektedir. “Kurgu, geçmiş ve şimdiki ile kişisel ve ulusal. İznik çinilerini kelimenin tam anlamıyla bozguna uğratılarak imha etmek, bunları kendi eserleri ve kalıplarıyla yeniden birleştirmekte ve yeniden inşa etmekte olan Bingöl, bir müze ve görüntü kavramını tekrar düşünmeyi amaçladığı” ifadeleri de sergi metninde yer almaktadır.1

Resim 1. Burçak Bingöl, 2015, “The Fall II”, Seramik, Plexiglass, 24x25x24 cm.

Çalışmasını Bingöl, şöyle anlatmıştır:
“Fall serisi son iki senedir üzerine yoğunlaştığım kültürel miras ve geçmiş konularıyla şekilleniyor. Tarihsel bir araştırmanın da parçası olan çalışma seramik yapmak fiilinin kendisini sorunsallaştırarak “yapmamak”, bunun yerine yapılmış olanı yıkmak fikri üzerine inşa oluyor. Kırılan tipik bir Osmanlı vazosu kırıklarından sızan bezemeyle bir görsel bilgiyi bilgiyi ifşa ediyor. Tarihsel olanın gizli potansiyeli, bugünün bakışıyla açık edilirken; parçalar bir araya gelerek kırılgan bir bütünü yeniden oluşturuyor.
Bu çalışma tornada şekillendirildi. şeffaf sır ve dekorlama teknikleri kullanıldı.”2

1http://www.burcakbingol.com/volta-ny-2015, (17.12.2016).
2Seha Nur Karataş, Burçak Bingöl, Röportaj, İstanbul, 14.12.2016.


 “The Fall II”

The work 'The Fall II', produced in 2015, was included in his personal exhibition in Volta NY in 2015.
For the work of Bingol in the exhibition text:
Blurring the boundaries between apparently distinct concepts, which question the concepts of belonging, culture, identity, decoration and production” expression took place. In the same text, questions based on Bigol’s exhibition were mentioned: “What is the decoration object? What is instauration? At what stage does an object start to occur spontaneously? Where do we find functional objects?”. Exhibition text informed reader and viewer; “In the heart of Burcak Bingol's works, there is a continuous reworking of materials and objects to go to the heart of the things we expect from the view and the resulting outcome. In the third chapter of Volta project of Bingol, built on what can be described as the first two components of the same containment project, it is a ruined museum of objects, documentation and visual items that blur the line between reality and reality.”. “Fiction is personal and national with past and present, Bingol, who is literally destroying the Iznik tiles, reuniting them with her own works and patterns and rebuilding them, is aiming to reconsider a museum and image concept” expressions took place in exhibition text of this work.1

Picture 1. Burcak Bingol, 2015, “The Fall II”, Ceramic, Plexiglass, 24x25x24 cm.

Bingol explained her work as follows:
The Fall series is shaped by cultural heritage and past issues that I have concentrated on for the past two years. Instead of the fact that the study, which is part of a historical research, is not problematizing verb of “doing ceramic” to “not doing it”, it is built on the idea of breaking down what has been done. A typical broken Ottoman vase reveals a visual image with the decoration of leak from its fractures. While the hidden potential of historical one is revealed by the view of today; the pieces come together to rebuild a fragile whole.
This work was shaped on a lathe. Transparent glaze and decorating techniques were used.”2

1http://www.burcakbingol.com/volta-ny-2015, (17.12.2016).
2Seha Nur Karatas, Burcak Bingol, Interview, Istanbul, 14.12.2016.

Burçak Bingöl/Burcak Bingol “Barbie Blues”

Barbie Blues”

Küratörlüğünü Işın Önol’un üstlendiği ve 2014’te Bergsen & Bergsen Galeri’de gerçekleşen Öğrenilmiş Çaresizlik: Otorite, İtaat ve Kontrol Üzerine başlıklı sergi, adını, Martin Seligman ve arkadaşlarının 1967 yılında ortaya koyduğu öğrenilmiş çaresizlik kuramından almıştır.
Sergi için, Sanat Atak’ta Kemal İz tarafından yazılan serginin oluşturulduğu kuramdan şöyle bahsedilmiştir:
“1960’lı yılların sonlarında, Pennsylvania Üniversitesi psikoloji laboratuvarları, çarpıcı bulgularla sonuçlanacak bir dizi deneye ev sahipliği yapmıştı. Amerikalı psikologlar Martin Seligman, Steve Maier ve Bruce Overmier’ın birlikte gerçekleştirdiği deneylerde, aşılabilecek türde bir engelle iki bölüme ayrılmış bir kutu içeresine yerleştirilen ve ayaklarına verilen hafif elektrik şoklarından engeli aşarak kurtulmaları beklenen köpekler, farklı davranışlar sergilemişlerdi.İki aşamalı olan deneyin ilk aşamasında, köpekler iki gruba ayrılmış ve birinci gruptaki köpekler, bariyeri aşarak kurtulabilecekleri hafif elektrik şoklarına maruz bırakılırken; ikinci gruptaki köpekler, ne yaparlarsa yapsınlar söz konusu şoklardan kurtulamayacakları bir ortamda tutulmuştu. Deneyin ikinci aşamasına geçilip, köpeklere benzer elektrik şokları uygulandığında, ilk gruptaki köpeklerin bariyeri aşarak, şoklardan kaçındığı; ancak ikinci gruptaki köpeklerin çoğunun, hareketsiz kalarak şokun kendiliğinden sona ermesini beklediği gözlenmişti. Deneyin ilk aşamasında, elektrik şoklarının kendi kontrolleri dışında ve kaçınılamaz olduğunu öğrenen köpeklerin, deneyin ikinci aşamasında maruz kaldıkları şoklar karşısında –onlardan kurtulabilecekleri halde– herhangi bir çaba göstermemeleri, Seligman ve arkadaşları tarafından öğrenilmiş çaresizlik [learned helplessness] olarak adlandırılmıştı. Daha sonra insanları da içerecek biçimde geliştirilen deneyler sonucunda, insanların da baş edemedikleri ya da kontrolleri dışında olduğunu düşündükleri olumsuz uyaranlar karşısında –her ne kadar olası çıkış yolları olsa da– duyumsamazlık [apathy], kayıtsızlık ve eylemsizlik gibi depresyonla sonuçlanabilecek durumlar içinde sıkıştıkları gözlenecekti.”1
Elif Ağatekin, Burçak Bingöl’ün 2013 tarihli ‘Barbie Blues’ çalışması için yazmış olduğu yazıda çalışmayı şöyle anlatmıştır:
“Barbie bebeklerin kadınlar için, “bir güzellik ikonu ve ideal kadını tanımlayan bir simge” olarak halen kabul görmesini; Burçak Bingöl, “Barbie Blues” adlı eserinde, “hiç bir şeyin ideal olamayacağı dünya düzenini” seramik Barbie Bebeği ile değerlendirmiştir. Bingöl, Batı’ya ait bir güzellik sembolü olarak idealize edilmiş olan seramik Barbie’sinin bedeninin yarısını blues referansına atfeden depresif bir maviyle sırlamıştır. Barbie, kendi halinde derin bir hüzün içindedir, boyuna uygun bir masada adeta Rodin’in ‘Düşünen Adam’ına göndermede bulunurcasına, gelecek üzerine kara kara düşünmektedir.
Barbie, ideal güzelliğin kaybolabileceği bir dünya düzeninden endişe etmekte, kafası kültürlerarası güzellik nosyonu ile alabora olmuş halde varoluşun anlamını sorgulamaktadır. Naomi Wolf, ‘Güzellik Miti’ adlı kitabında kadınların varoluşlarıyla ilgili verdikleri mücadelenin sonucunda ortaya çıkan ve aşılması her gün daha da zorlaşan miti şöyle açıklar: “Kadınlar yasal ve dünyevi engelleri aştıkça; daha fazla hakka sahip oldukça; politik ve sosyal hayatta güçlendikçe; uymaları beklenen güzellik standartları daha da zorlaştırılmıştır. Kadınlar, domestik rollerinden sıyrıldıkça ulaşılması imkânsız bu güzellik miti daha da yaygınlaşmış ve ideal güzellikle ilgili görseller gözümüze daha da çok sokulur olmuştur.” Bugün yazılı ve görsel medyada idealize edilmiş kadın tipinin; her zaman bakımlı, şık ve mutlaka zayıf olması dikkat çekicidir. Çünkü “günümüz çağdaş kadını için ideal fiziksel görünüm zayıf olmaktır. Ayrıca medya tarafından güzellik kavramı öyle bir temele oturtulmuştur ki; kadınların sürekli olarak bakımı ile uğraşması gerektiği üzerinde durulmaktadır.” Diğer bir taraftan da her dönem, “-güzellik anlayışı değiştirilerek kadınların kendilerini çirkin olarak algılamaları” sağlanmakta, ideal güzelliğe ise ancak rejim listeleri, selülit tedavileri, saç, cilt bakımları, makyaj, estetik operasyonlar ve mutlaka diyetle kavuşulacağı vurgulanmakta, bu durum kadınların arasında dünyevi olayların çok ötesinde gündemini her daim koruyabilen bir konu olarak kabul görmektedir.”2


Resim 1. Burçak Bingöl, 2013, “Barbie Blues”, Porselen, 28x21x26 cm, Kaide Ölçüsü, d:30, h:110 cm.

Bingöl ile yapılan röportajda sanatçı, çalışmasını şöyle açıklamıştır:
“Barbie Blues bir karma sergi için üretilmişti. Şiirsel ve ironik temasında kurgulanan bu sergide kolektif hafızada her zaman ideal güzelliğiyle ve mutlu bir ifadeyle yer eden barbi bebeğin yalnız başınayken nasıl olabileceği konusunda bir portre çiziyor. İsmindeki "blues" hem heykelin alt yarını oluşturan mavi renge hem de ingilizcedeki hüzünlü olma haline gönderme yapıyor. Çalışma hem elle hem de kalıpla şekillendirildi. Üzerinde durduğu platform da buluntu bir seramik parçası. Biblo boyutlarındaki bu çalışma, biblonun ana malzemesi olan porselenle daha güçlü ilişkiler kurması açısından seramikten yapıldı. Bu haliyle hem popüler kültürün bir nesnesini hem de biblo üretimlerinde görebileceğimiz türden anlatıları yabancılaştırararak dönüştürüyor. Projesine göre değişmekle birlikte seramik üretimimde oldukça yalın malzemelerle çalışıyorum. Düşük derece ve şeffaf sır gibi...”3

Resim 2. Burçak Bingöl, 2013, “Barbie Blues”, Porselen, 28x21x26 cm, Kaide Ölçüsü, d:30, h:110 cm, Detay.

1M. Kemal İz, “‘Öğrenilmiş Çaresizlik’ Üzerine”, Sanat Atak, Mayıs 2014, http://www.sanatatak.com/view/ogrenilmis-caresizlik-uzerine/853, (18.12.2016).
2Elif Ağatekin, “Türkiye’de Kadın Gözüyle Kadın Olmak Sorunsalı ve Çağdaş Türk Seramik Sanatından İzlenimler”, Yedi, Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi, Sayı:15, İzmir, 2016, ss.83-84, http://dergipark.ulakbim.gov.tr/yedi/article/viewFile/5000180192/5000160467, (14.12.2016).
3Seha Nur Karataş, Burçak Bingöl, Röportaj, İstanbul, 14.12.2016.


 “Barbie Blues”

Exhibition titled Learned Helplessness: Authority, Obedience and Control in Bergen & Bergsen Gallery in 2014, where Işın Onol is the curator has taken its name from the theory of learned helplessness as revealed by Martin Seligman and his friends in 1967.
For the exhibition, theory of exhibition written by Kemal İz at Art Atak was mentioned as:
"In the late 1960s, the Pennsylvania University psychology laboratories hosted a series of experiments that would result in striking findings. In experiments conducted by American psychologists Martin Seligman, Steve Maier and Bruce Overmier, the dogs which were placed in a passable, two-part box and expected to get rid of light electric shocks, behaved in different ways. In the first stage of the experiment, dogs were divided into two groups and while first group of dogs were being given light electric shocks to their feet in passable, two-part box, second group were kept in a place where they cannot escape from those shocks no matter what they do.
In the second stage of experiment, while first group of dogs were escaping from shocks and the box, the second group were waiting shock to end and remained still. In the first stage, dogs learned that shocks were out of their control and inescapable, In the second stage dogs showed no effort to escape from shocks they were given –even though shocks were escapable-. This situation was named as learned helplessness by Seligman and his friends. Later, as a result of experiments that developed to include people, In the face of negative stimuli that people think they could not cope with or were out of their control –even though there were many possible ways to escape-, people were stuck in situations that could result in depression, such as negligence and inaction.”1
Elif Agatekin described the study of Burcak Bingol named "Barbie Blues" dated 2013 in her text as follows:
In her ‘Barbie Blues’ work, Burcak Bingol described ‘the world order in which nothing can be ideal’ idea with ceramic Barbie Doll which are still accepted for women as "a beauty icon and a symbol that identifies the ideal woman". Half of the body of the ceramic Barbie, which is idealized as a western beauty symbol, was painted with a depressive blue attributed to the Blues reference. Barbie is in deep sadness on her own, on a desk suitable for her length, almost as a reference to Robin’s ‘Thinking Man’, she is brooding over future.
Barbie is concerned about a world order in which the ideal beauty may disappear, she is questioning the meaning of existence with depression of intercultural beauty notion. Naomi Wolf explains in her book 'Beauty Myth', which emerged as a result of the struggle that women gave about their existence and became more difficult to exceed every day: “As long as women have exceeded legal and secular obstacles, have got more rights; have got strength in political and social life; the expected beauty standards have become more difficult to comply with. As women leave their domestic roles, this unreachable impossible beauty myth has become more widespread and even more images about ideal beauty have been presented to us.” Today, the type of idealized woman who is always well-groomed, stylish and absolutely weak in written and visual media; is remarkable. Because "The ideal physical appearance for today's modern woman is to be weak. In addition, the concept of beauty has been put on the basis by the media; it is emphasized that women must deal with constant care. On the other hand, every period, “-the understanding of beauty has been changed and women are perceived as ugly” idea is provided, Ideal beauty is emphasized only with diet lists, cellulite treatments, hair, skin cares, makeup, esthetics operations, this situation is recognized among women as a topic that can keep the agenda far beyond secular affairs.”2

Picture 1. Burcak Bingol, 2013, “Barbie Blues”, Porcelain, 28x21x26 cm, Pedestal Measure, d:30, h:110 cm.

In interview with Bingol, the artist explained her work as follows:
"Barbie Blues was produced for a mixed exhibition. In this poetic and ironic themed exhibition, it draws a portrait of how the Barbie doll with its ideal beauty and happy expression in the collective memory, can be alone. The name "blues" refers both to the blue color that makes up the bottom of the sculpture and being in sad stance in English. Work was shaped both by hand and by molding. The platform on which Barbie is standing is also a foundational ceramic part. This study on the dimensions of bibelot, was made of ceramics in order to establish stronger relations with porcelain, the main material of bibelot. With its stance, it transforms both an object of popular culture and narratives that can be seen in trinket production, in an alienating way. Changing according to its project, I work with fairly simple materials in my ceramic production. Such as low degree and transparent glaze...”3

Picture 24. Burcak Bingol, 2013, “Barbie Blues”, Porcelain, 28x21x26 cm, Pedestal Measure, d:30, h:110 cm, Detail.

1M. Kemal Iz, “‘Ogrenilmis Caresizlik’ Uzerine”, Sanat Atak, May 2014, http://www.sanatatak.com/view/ogrenilmis-caresizlik-uzerine/853, (18.12.2016).
2Elif Agatekin, “Turkiye’de Kadin Gozuyle Kadin Olmak Sorunsali ve Cagdas Turk Seramik Sanatindan Izlenimler”, Yedi, Art, Design and Science Review, (5), Izmir, 2016, pp.83-84, http://dergipark.ulakbim.gov.tr/yedi/article/viewFile/5000180192/5000160467, (14.12.2016).
3Seha Nur Karatas, Burcak Bingol, Interview, Istanbul, 14.12.2016.

Burçak Bingöl/Burcak Bingol

Burçak Bingöl Biyografi

Bingöl, 1976’da Görele’de doğmuştur. İstanbul’da yaşamakta ve çalışmaktadır. Galeri Zilberman ile çalışmaktadır. Lisans, Yüksek Lisans ve Sanatta Yeterlik programlarını sırasıyla 2000, 2002 ve 2008 yıllarında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde, Araştırma Görevlisi olarak görev yaparken tamamlamıştır. 1985-91 yılları arasında Ankara Devlet Konservatuvarı Yarı Zamanlı Koro Bölümü’nü, son olarak da 2009 yılında New School, New York’da Fotoğraf üzerine bir program bitirmiştir.1
Kültür ve kimlik üzerine çalışmalar yapan Bingöl çalışmalarını; seramik, heykel, video, fotoğraf ve yerleştirme ile sergilemektedir. ‘Hayalkırıklığı II’ 2013 tarihli seramik çalışması New York Metropolitan Müzesi’nin daimi koleksiyonunda bulunmaktadır.2

1Burçak Bingöl, Biyografi, http://www.burcakbingol.com/resume, (14.12.2016).

2http://www.brandlifemag.com/burcak-bingol-metropolitan-muzesi-daimi-koleksiyonunda/, (14.12.2016).

Burcak Bingol Biography

Bingol was born in 1976 in Gorele. She lives and works in Istanbul. She works with Gallery Zilberman. She completed her license, master degree and artistic proficiency programs in, respectively, 2000, 2002 and 2008 while she was a research assistant at Hacettepe University Fine Arts Faculty. Between 1985-91, she completed the Ankara State Conservatory Department of Part Time Chorus, and lastly in 2009 a program on Photography in New School, New York. 1
Bingol who studies on culture and identity present her works with ceramic, sculpture, video, photography and installation. The ceramic work 'Disappointment II' in 2013 is in the permanent collection of the New York Metropolitan Museum.2

1Burcak Bingol, Biography, http://www.burcakbingol.com/resume, (14.12.2016).
2http://www.brandlifemag.com/burcak-bingol-metropolitan-muzesi-daimi-koleksiyonunda/, (14.12.2016).

İrem Tok/Irem Tok "İsimsiz 2016"

İsimsiz 2016”

Çalışma, Pilot Galeri’de 2016’da İrem Tok’un “Dünyaya Düştüğüm Yer” başlıklı üçüncü kişisel sergisinde yer almıştır.
Sergi yazısında Tok’un, “Sergiye ismini veren kavramı ünlü Alman felsefeci Heidegger’den ödünç alıyor. Heidegger’in ‘da-sein’ ve ‘geworfenheit’ kavramları ışığında, insan varlığını ilişkide bulunduğu dünyadaki diğer varlıklarla bağı içinde kavramaya ve anlatmaya çalışıyor. Tok’un, yaşamın ortasına atılmış/fırlatılmış insan varlığının başına gelenler olarak kabaca özetlenebilecek, bizim kontrolümüz dışında, seçmediğimiz bir zaman, mekan, aile, dünyanın içinde var-olma halinin sorgulanması, serginin ana çerçevesini oluşturuyor. Bir “insan olma olanağı” araştırması olarak, temeline yaratıcı ve yıkıcı ateşi, terk edilmişliği/fırlatılmışlığı, kendi dışındaki varlıklarla ilişkiyi (ona dönüşmeyi), aşkı ve ölümü (bazen biri, bazen diğeri ve bazen ikisini içerecek şekilde) ele alan çok katmanlı bir sergi”1 olduğu ifade edilmiştir.

Resim 1. İrem Tok, 2016, “İsimsiz-2016”, Sıraltı Dekor, Paperclay.

Paperclay ile ürettiği çalışmasında sır altı çalışan Tok, Etna Yanardağı’ndan yola çıkarak kırılganlık üzerine çalıştığı bir çalışmasıdır. Doğa ile insan arasındaki iletişimi sorgulayan Tok, insanın dokunduğu şeyleri yok etmesi üzerine oluşturduğu eleştirisiyle, böceklerin kırılganlığı ve seramiğin kırılganlığı ile ilişkilendirmeler yapmıştır.2

1İrem Tok, “Dünyaya Düştüğüm Yer”, 2016, http://www.pilotgaleri.com/exhibitions/detail/78, (14.12.2016).
2Seha Nur Karataş, İrem Tok, Röportaj, İstanbul, 2016.


 ‘Untitled 2016’

The work took place at the Pilot Gallery in the third solo exhibition titled "Place Where I Fall to The World" by Irem Tok in 2016.
In the exhibition text “Tok borrowed the concept of exhibition from the famous German philosopher Heidegger. In the light of ‘da-sein’ and ‘geworfenheit’ concepts of Heidegger, Tok tries to conceptualize and describe the existence of human beings in relation to other assets in the world. Interrogation which is outside of our control, a time we didn’t choose, place, family, questioning the state of existence in the world and which can be roughly summarized as what happened to the existence of human being thrown into the middle of life is the main framework of exhibition. As a "possibility of being human" research, it is a multi-layered exhibition which handles creative and destructive fire on the basis, abandonment / being thrown, relation to assets without itself (turning into it), love and death (sometimes including one, other or both).”1

Picture 1. Irem Tok, 2016, "Untitled 2016", Underglaze Decor, Paperclay.

Working with underglaze in the work she produced with paperclay, Tok made a study on fragility with thinking of Etna Volcano. Questioning the communication between nature and human, Tok, with criticism of the destruction of things that people touch, made a relation between the fragility of the insects and the fragility of the ceramics.2

1Irem Tok, “Dunyaya Dustugum Yer”, 2016, http://www.pilotgaleri.com/exhibitions/detail/78, (14.12.2016).
2Seha Nur Karatas, Irem Tok, Interview, Istanbul, 2016.

İrem Tok/Irem Tok "Bir Felaket Olarak Doğumum"

"Bir Felaket Olarak Doğumum"

Tok’un 2016 tarihli seramik çalışması, 2016’da gerçekleşen TÜYAP Artist’te duvar yerleştirme olarak sergilenmiştir.
Çalışmanın ortaya çıkışını, Sicilya ziyaretinde gördüğü Etna Yanardağı ile ilişkili olduğunu ifade eden Tok, malzeme olarak seramik malzemesini de bu süreçte çalışmalarına dahil etmiştir. Ülkesine geri dönen Tok’a arkadaşının bir gün, Etna’nın fotoğrafını göndermesiyle devam eden süreçte, arkadaşından her gün yeni bir fotoğraf göndermesini talep etmiş bir Etna günlüğü oluşturmuş ve bu fotoğraflar üzerinden suluboya resimler üretmiştir. Yanardağ’ın patlaması ve dağ etrafındaki toprağın soğuduktan sonraki verimliliğini, doğanın yıkıcılığının sonrasındaki yenilenmeyle ve oluşumla ilişkilendiren Tok, seramik malzemesini çalışmalarına dahil etmiştir. Çalışmasında paperclay (kağıt çamuru) kullanan Tok, desenlerini sıraltı boya ile seramik malzemesinin kırılganlığı üzerine oluşturmuş, desenlerinde insan ile bitkinin birleştiği hibrit formlar kullanmıştır. Daha önceki çalışmalarını kurgulayarak yaptığını vurgulayan sanatçı, seramik ile ürettiği çalışmalarında, kurgu yapmak yerine ‘anın’ kendi kendisini üretmesine izin verdiğini ifade etmiştir. Tok, çalışmasındaki karakterleri yanardağın oluşturduğuna değinmiş; peygamberlerin doğduğu günlerdeki ‘hava çok güzelmiş’, ‘yıldızlar çok parlakmış’ söylencelerine bir gönderme olarak, yanardağın oluşturduğu karakterlerin yanardağ patlaması, rüzgar, fırtına gibi afet sayılan koşullarda hep bir felaket ile iç içe olması durumunun, çalışmasının ismini oluşturduğunu ifade etmiştir.1

Resim 1. İrem Tok, 2016, “Bir Felaket Olarak Doğumum”, Sıraltı Dekor, Paperclay.

Resim 2. İrem Tok, 2016, “Bir Felaket Olarak Doğumum”, Sıraltı Dekor, Paperclay, Detay.
Resim 3. İrem Tok, 2016, “Bir Felaket Olarak Doğumum”, Sıraltı Dekor, Paperclay, Detay.


1Seha Nur Karataş, İrem Tok, Röportaj, İstanbul, 2016.


 “Bir Felaket Olarak Dogumum”/“My Birth as A Disaster”

The ceramics work of Tok in 2016 was exhibited as wall installation at TUYAP Artist in 2016.
The appearance of the work was related to the Etna volcano she saw during her visit to Sicily, Tok, included ceramic material as material in her work in this period. One day, Tok who came back to her country was given a photo of Etna by her friend. In this period, she asked her friend to send a new photo every day and Tok made an Etna dairy on which she made watercolor paintings. Tok who related the volcanic eruption and subsequent fertility of the soil around the mountain to the renewal and formation after the destruction of nature, has included ceramic materials in her works, Tok who used paperclay (paper mud) in her work, created her patterns on the fragility of the ceramic material with underglaze paint and used hybrid forms that combine human and plant in her designs. Emphasizing that she has done her previous works by designing. In her works she produced with ceramics, she allowed 'the moment' to produce itself instead of fictionalizing. Tok said that characters of her work were created by the volcano; as a reference to the words 'the weather was very beautiful', 'the stars were very bright' in the days when the prophets were born, the situation of characters which was formed by the volcano and surrounded by disasters such as volcanic eruption, wind, storm created name of the work.1

Picture 1. Irem Tok, 2016, "Bir Felaket Olarak Dogumum ", Underglaze Decor, Paperclay. 
Picture 2. Irem Tok, 2016, "Bir Felaket Olarak Dogumum ", Underglaze Decor, Paperclay, Detail.


Picture 2. Irem Tok, 2016, "Bir Felaket Olarak Dogumum ", Underglaze Decor, Paperclay, Detail.


1Seha Nur Karatas, Irem Tok, Interview, Istanbul, 2016.

İrem Tok/Irem Tok

İrem Tok Biyografi

1982 doğumlu olan İrem Tok, 2007’de Marmara Üniversitesi’nde resim bölümünde lisansını tamamlamış ve Yıldız Teknik Ünivertesi’nde Sanat Tasarımı bölümünde yüksek lisansına devam etmektedir. “Fade Away” ve “Rüzgarın Tersi” adlı iki tane kişisel sergisi bulunmaktadır.
Önceki bir röportajında sanat ile ilişkisini şöyle ifade etmiştir:
“Üniversiteye başladığımda kendi halimde resim çiziyordum ilk zamanlarda. Sonra bir hoca bir sanatçı ile çalışmaya başladıkça birşeyleri de karıştırmaya başladım ve o sırada birşeyler oluyor. Bir şeylerden kastım bakış açımın oluşması ve birçok şeyi başarabileceğimi düşünmem. Üniversite yıllarımda ben de şöyle bişey vardı: Tek bir şeye takılıp kalmadım. Okul döneminde kitap ve ansiklopediler ile çalışıyordum. Sözlükleri de ilave edebilirim buna. Kısaca güvenilir ve inanılır başvuru kaynağı kitapları sorguluyordum o dönemki çalışmalarımda. Bir dönem videolar çekiyordum ve konu genel olarak insanlar, aile ve ev ortamı üzerineydi. Pencerelerde tüller ardından göründüğü kadarıyla insanları, evlerin içini çekip montajlıyordum. Her zaman çok farklı malzemeler ile çalıştım çünkü yapacağım şeye uygun malzemeler ile çalışmaktan yanayım. Benim derdim teknik bir dert değil. Örneğin yağlıboya heykel yapan birinin teknik olarak ustalığa ulaşması gerekir. Ama benim öyle bir derdim yok, çünkü ben ağırlıklı olarak konseptler üzerine çalışıyorum.”1


1Tuğba Kara, “İrem Tok Röportajı”, http://istanbulmuseum.org/ip/irem-tok.html, (14.12.2016).


İrem Tok Biography

Born in 1982, Irem Tok completed her license in painting department at Marmara University in 2007 and continues her master's degree in Art Design at Yildiz Technical University. She has two personal exhibitions named "Fade Away" and "Reverse Wind".
In a previous interview she expressed her relationship with art as follows:
“At first, when I started at university, I was painting in my own way. Then as I started to work with a teacher an artist, I began to mix things up and something happened. “Something happened” means I started to think that I could accomplish something and my perspective was formed. In my college years, I had something like this: I didn’t get stuck up with one thing. I worked with books and encyclopedias during the school year. I can add dictionaries to this. In short, I was questioning reliable and credible reference books in that period of my studies. I was shooting videos for a while and the subject was generally people, family and home environment. As far as the tulles in the windows were seen, I photographed and montaged people and the interior of the houses. I have always been working with very different materials because I am side of stuff that's suitable for what I will make. My problem is not a technical problem. For example, an oil paint-sculptor must achieve technical mastery. But I have no such thing, because I work mainly on concepts.”1

1Tugba Kara, “Irem Tok Interview”, http://istanbulmuseum.org/ip/irem-tok.html, (14.12.2016).

Elif Uras "Hamile Haliç II"/"Pregnant Haliç II"

"Hamile Haliç II"

The Aldrich Contemporary Art Museum’da 3 Mayıs 2015’ten 25 Ekim 2015’e kadar sürmüş olan Elif Uras: Nicaea sergisi için yayınlanan katalogdan derlenen söyleşisinden bir bölümde sanatçı, işlerinin yaratım süreçleri, form kaygısını ve incelenmekte olan Hamile Haliç’in varoluşunu şöyle açıklamıştır:
“Heykellerimin Modern Öncesi ve geleneksel formlarla ilişkili olmasını ama aynı zamanda da bu güne ait olmalarını istedim. Geleneksel vazoların kıvrımlarını seviyorum ve görünümlerini son derece kadınsı buluyorum. Dolayısıyla kadın formuna benzeyen vazolar yaparak bunun altını çizmek istedim.(...)
Aldrich’deki sergideki işlerde formun ötesinde içerik olarak çini ve seramik atölyelerinde beraber çalıştığım kadınlardan esinlenen desenler ve anlatılar var. 2030 kadın bir yerde çalışıyor. Doğal olarak belli aralıklar her oraya gidişimde yeni evlilik, hamilelik ve çocuk haberleri oluyor. Hepsi için önemli olan, çocuk, iş ve ev arasındaki dengeyi kurabilmek. Son yıllarda ülkemizde kadın vücuduna ve kadınlarin ev dışındaki hayatlarına kısıtlamalar getirmeye çalışan birçok politik söylem oldu. Sokakta hamile kadınların gezmesine bile karışanlar oldu. İşte ben de bu yüzden bir politik sembole dönüşen hamile vücudu vazoya dönüştürdüm.(...)”1
Uras, çalışmasında sır altı tekniği uygulamıştır. Çalışması, Metropolitan Museum of Art’ın daimi koleksiyonunda yer almaktadır.

Resim 1. Elif Uras, 2015, “Hamile Haliç II”, Sıraltı Çini, 60x32 cm, Detay. 
Resim 2. Elif Uras, 2015, “Hamile Haliç II”, Sıraltı Çini, 60x32 cm.


1Amy Smith-Stewart, Elif Uras Röportajı, The Aldrich Contemporary Art Museum Sergi Kataloğu, New York, 2015.


"Pregnant Haliç II"

Elif Uras, who continued at the Aldrich Contemporary Art Museum from May 3, 2015 to October 25, 2015: In a section from the catalog-derived interview for the Nicaea exhibition, explained the process of creation of the works, the anxiety of form and the existence of the Pregnant Haliç II as:
I wanted my sculptures to be related to the Pre-modern and traditional forms, but at the same time I wanted them to belong to this day. I love the curves of traditional vases and I find their appearance extremely feminine. So I wanted to underline it by making vases that look like women's form (…).
As a content, beyond the form in the works at the exhibition in Aldrich, there are patterns and explanations inspired by the women I work with in ceramic and ceramic workshops. 20-30 women work in the same place. Naturally, there are new marriages, pregnancy and children's news every time I go there. What is important for all of them is to establish a balance between children, work and home. In recent years there have been many political discourses in our country trying to restrict women's bodies and women's life outside their homes. Even walking pregnant women on the streets were interfered. That's why I turned the pregnant body that became a political symbol into a vase. (…)”1
Uras used underglaze technic in her work. Her work is in the permanent collection of the Metropolitan Museum of Art.

Picture 1. Elif Uras, 2015, "Pregnant Haliç II", Underglaze Painted Stonepaste, 60x32 cm, Detail.


Picture 17. Elif Uras, 2015, "Pregnant Haliç II", Underglaze Painted Stonepaste, 60x32 cm.


1Amy Smith-Stewart, Elif Uras Interview, The Aldrich Contemporary Art Museum Exhibition Catalog, New York, 2015.